Bir makinem olsaydı, belirteci zaman olan.
Ne yapardım sizce?
Geleceğe mi giderdim, geçmişe mi?
Tabi ki hemen "5 yıl" sonrasına giderdim. Neden diye sormayın lütfen.
Bir anlamı olduğuna inanın. Ki öyle gerçekten.
"5 yıl" sonra göreceklerim, bugünlerde hayatımın dönüm noktasına tekabül edebilir.
Bir çift patik, solmayan gamzeler, kravatımı seçen, güzel kokulu bir kadın mı?
Yoksa unutulmak için evrene mesaj gönderip çekim yasasını aktif eden bir kadın mı?
Bir zaman makinem olsaydı, annemin elini sıcak sudan soğuk suya sokmazdım. O zaman ki cehaletine engel olurdum galiba. Gitmesine izin verdirtmezdim minicik elleriyle, ciyaklayan sesinin.
Bir zaman makinem olsaydı, 26 yıl öncesine giderdim. Ağlayışımı engellerdim belkide. Annemin yüzüme konulan yastığı farketmemesini sağlardım. Moraran yüzümü görmemesini. Nefes alamayışımı görmemesini.
Bir zaman makinem olsaydı, yine giderdim dalga seslerinin beslediği okul bahçesine. Yine çantamı bıraktığım gibi koşardım oraya. Yine oynardım, yine yorulurdum. yine terler, hasta olurdum.
Bir zaman makinem olsaydı, o hastanenin caddeye bakan ıssız odasında yine yatıyor olurdum. Islanırken yastığım özlediğim varlığın içimdeliğini hissederdim yine.
Bir zaman makinem olsaydı, çocukluğuma giderdim. Kız kardeşimin bana yaptıklarını anlamaya çalışırdım. Sonra ya aynı şekilde yaşamaya devam ederdim kısır döngüyü, ya da ona ayak uydururdum.
Bir zaman makinem olsaydı, yeşile boyardım karanlık günlerimi. Çöp kutusuna atılan buruşmuş bir kağıt gibi, sayaçta eksiye düşmeyen rakamlar gibi.
Bir zaman makinem olsaydı, bakarken yeşil gözlerine, bir kere daha söylerdim. "Hoşgeldin kadınım benim, hoşgeldin"
Bir zaman makinem olsaydı, kokusunu iyice içime çeker, bir kavanozda saklardım yıllarca.
Çıkarıp koklayamazdım, uçup gidecek diye. Ama hep bilirdim kokusunu yanımda.
Bir zaman makinem olsaydı, "ama yok işte" dediğinizi duyar gibi olmamak için rastgele bir yaşanmışlıklara giderdim.
Bir zaman makinem olsaydı,
Bulunduğum ana giderdim ve yine aynı kadını severdim.
23.55
13.09.2013
Çağdaş Şahinoğlu
14 Eylül 2013 Cumartesi
12 Eylül 2013 Perşembe
Ne çektin be yavrum.
Şöyle bir göz atalım, saygı değer akademisyenlerimize:
Mehmet ARSLANOĞLU : Kendisinden ders aldım, derslerine gittim. Sınıfa girer, kitabını açar, direk anlatmaya başlardı. Pek selam, sabah, girizgah yoktu. Öğrenciye bakmadan anlatırdı, kitabına bakmasa bile gözleri hep önündeydi. Odasına gidersin, yine aynıdır. Çok fazla yüzüne bakmaz. Ama bilgi birikimi, yönlendirmesi, ders anlatımı iyiydi. Ders içinde verdiği örnekler araştırmaya sevkedici cinstendir. Spartaküs isyanının en büyük (150 bin) köle isyanı olması gibi. İtalya'da siyasi birliğin henüz oluşmamasına örnek olarak "Arjantin-İtalya maçında, bazı İtalyan taraftarların (Napoli taraftarları) kendi milli takımları değilde, kendi kulup oyuncuları Diego Armando Maradona için Arjantin'i desteklemesi" olayını vermiştir. Danışman hocamdır.
Hüseyin ŞAHİN : Bir çok öğrencinin ahını bünyesinde bulunduran hocadır. Ailesi pek çok farklı öğrenci tarafından eğitim-öğretim hayatına dahil olan hocalarımızdan biridir. Kendisinden aldığım 2. sınıf dersini halen veremedim (Eylül 2013) Kısmetse mezuniyetimin uzamasına katkı bulunan hocalarımdandır. Sesi 2. sıraya zor gelmektedir. Oturduğu yerden anlattığı dersi, verdiği bilgileri çok fazla özümseyememekteyiz. Çünkü kendisini dinlemek için ya bir seminerde olacaksın yada özel ders olacaksın. Aksi halde zor. Sınavlarda genelde aynı yada benzer soruları sorar. Ama yinede kalanlar çoğunluktadır. Benden artık bu kadar, emekli olacağım demiş. Bu sene (2013) sonmuş. Kısmetse :)
İbrahim KANYILMAZ : Kendisi tarih olarak biraz eskide kalmış hocalarımızdandır. Farsça mı dersin, Osmanlıca mı dersin, Eski Türkçe mi dersin bilemem. Ama İktisat derslerinde yeni kelimeler öğreten hocadır. "Faraziye" gibi. Daha önce -muhtemelen- hiç kullanmadığınız. Sınavı klasik olmasının yanı sıra, tükenmez kalemle katılma zorunluluğu vardır. Aynı zamanda -sanırsam- 2012 de emekli olup bizleri kurtarmış hocadır.
Feridun YILMAZ : Kendisi mükemmel bir şahsiyettir. Olumsuz bir yorum var mıdır hakkında? Sanmıyorum. Zayıf, uzun boylu, kendine has giyimiyle. Girer sınıfa, önüne düşen saçlarının arasından şöyle bir sınıfa bakar. Eğer sınıf kalabalıksa "sizinle böyle anlaşmamıştık, neden kalabalık geldiniz" der. Çünkü kalabalık sınıfla ders işlenmeyeceğini söyler. Köstekli saatini çıkarıp masaya koyar, kitaplarının yanına. Biraz ders anlattıktan sonra, "birazdan ara vereceğim, umarım dersin ikinci yarısında sayınız azalmış olur" diyerek gülüşmelere sebep olan hocadır. Kendisi "dilediğinizce girip çıkabilirsiniz ders esnasında, çayınızı kahvenizi alıp içebilirsiniz, telefonla uğraşabilirsiniz, yeterki dersi bölecek şekilde ses çıkarmayınız" diyerek ders kurallarını koymuştur. "Hatta isterseniz sigara da içebilirsiniz, benim için sorun yok, fakat devlet tarafından yasaklanmıştır" demiştir bir keresinde. Abartmıştır belki ama samimiyeti gözle görülmektedir. İktisadın felsefik boyutuyla ilgilenmektedir. Dersi anlatırken konu içinde konu anlatır, bazen daldan dala atlar. Aşırı birikimini direk hissedebiliyorsunuz. Çok okumuş, çok birikimi olan bir hocadır. Etrafında olmanız sizlere faydadır. Öğrencilerin klasiklerinden olan son hafta dersi eksiksiz doldurmak alışkanlığı karşısında, derse girer girmez "sınav test olacak, 20 soru, anlattığımızın tamamından sorumlusunuz, şimdi sınav için gelenler ayrılabilir" demiş ve gönüllere su serpmiştir. :) Ders biter, köstekli saatini, alır kitaplarını, alır saçlarını önünden şöyle arkaya doğru. Ve çıkar gider.
Ercan DÜLGEROĞLU : Kendisi arıcılıkla uğraşır. Bunu her halinden anlayabilirsiniz :) Bal satışı da yapmaktadır. Hatta Ercan hoca tez konusu verirken, bu konulara hazırlıklı olmalısınız. Şeker gibi adamdır. Dersleri eğlencelidir. Sıkmadan anlatır. Güzel bağlantılar kurar. Bir gün Kalkınma ekonomisi sınavında şöyle -kahkahaya boğan- bir soru sordu. "Dünya karbon ticaretinde ülkeler ne satar?" şıklar a)karbon b)şarbon c)bonbon d)hiçbiri. Bir süre bir hayli konuşulmuştu bu soru. (cevap: hiçbiri) Hele ki fırsat maliyetini "dışarıda, çamın dibinde uzanan sevgiliniz size mesaj atıyor" diye başlayan bir hikayeyle anlatışı da, dilden dile dolaşmaktadır :) Hüseyin Şahin üniversiteden arkadaşıdır. Sanırız ki Hüseyin Şahin yüksek lisans/doktora için Fransa'ya gittiğinde kendisine bir radyo aldırmış. Zamanın radyosu. 9 kilo ağırlığındaymış. Halen çalışırmış. Muhtemelen bir çok ilginç anıyı bünyesinde barındıran hocadır.
Emin ERTÜRK : "Deli Emin" derler kendisine. Ders almış olmama rağmen kendisini sadece final sınavında "1" kere gördüm. Onda da "vize puanınızı sınav kağıdına yazın" diyerek umut bağlamıştır yüreğimize. Bir hevesle 35 yazılır sınav kağıdına ve umutla beklenir. Final notunun sıfır gelmesine yanmak neye yarar :) Hakkında söylenenleri pek yaşayamadım, hep duydum. Bu yüzden yapacağım yorumlar biraz havada kalabilir. Fakat çok fazla yaklaşılmaması gereken bir hoca olarak duyrulur.
Nalân ÖLMEZOĞULLARI : "Motor Nalan" diye duymuştuk. Bilirsiniz argoda ne anlama geldiğini. Bizde ilk başta öyle sanmıştık. Ki alakası yokmuş. Meğer hızlı konuşurmuş bu hocamız, ondan öyle denirmiş. Hakkattende öyledir. Motor gibi anlatır. Derse gelir, kitap/kitaplarını masaya koyar, ayakta dikilir ve dersi anlatmaya başlar. Kitaba yada başka bir kaynağa bağlı kalmaz. Belli ki kendi alanlarına bir hayli hakim. Kendisinden aldığım ve haylazlıktan kaldığım dersi daha sonra tekrar alışımla birlikte verdim. Kanımca sözel ağırlıklı derslerin alınması daha sağlıklı olacaktır. Grafiklere filan girerse iş sarpa sarar düşüncesindeyim. Ki iktisat dediğin grafikten oluşur.
Hülya KANALICI AKAY : Öyle narin öyle naif bir insandır ki, hocalığına yansımış, bal-şeker olmuştur resmen. Çok iyi bir hocadır. İyi demek yetmez. Birçok kez öğrenciyi mağdur etmemek için ders esnasında, ders anlatırken üzülüp büzüldüğü olmuştur. Öğrenciyi üzmek ve kırmak istemez. Çok zorlamaz. Ama bu öğretmeyeceği anlamına gelmez. İbrahim Kanyılmaz'dan geçemeyenlerin daha sonrasında "hocam tuttuğun altın olsun" diyerek geçtiği hocadır. Hangi dersi verirse versin, gördüğü an zıplanası hocadır. Hemen alın, arkanıza yaslanın ve dersi dinleyin. Eve gelin tekrar edin. Sınava girin, geçin. Aman kolay olsun mantığı ile bu mantık aynı değildir, arada fark vardır. Lütfen o ince çizgiye dikkat edin. Hülya hoca candır.
Nejla ADANUR AKLAN : Hakkında duyulanlardan dolayı hafiften tırsmış bir şekilde derse girersiniz. Fakat dersi dinler ve mütevazi bir şekilde sınava hazırlanırsanız kalmanız söz konusu olmamalı. Derse gider ve aslında öyle olmadığını görürsünüz. Biraz daha üst sınıflara hitap eden bir hoca olmalıdır kanımca. Dersin ortasında birden bağırarak ders anlatmaya başlar, istifini bozmadan. En sonunda biri dayanamaz ve "hocam neden bağırıyorsunuz" der. Oda 1. öğretimlere olan isyanını dile getirir. Meğer onlardan ötürü imiş. :)
Metin ÖZDEMİR : Nasıl anlatsam nerden başlasam bilemedim. Bu fakültedeki en favori hocamdır diyebilirim. (M. Ozan Başkol ile birlikte) Çok iyi ders anlatır. Dersi sevdirir, kendisini de sevdirir. Anlattıklarını da dinletir. Dersleri çok güzel geçer. Sıkılmazsınız. İktisadın günlük hayatımızla bağlantısını kurarak, ona uygun örnekler vererek öğrencilerin derse olan ilgisini artırır. Dönemin ilk dersine gelen 3-5 kişiye 10'ar puan dağıttığı doğrudur. İmza toplar, imzalara göre sınav puanınıza ilaveler yapar. Adaleti sağlamak adına imza kağıdını en son eline alıp yoklama yaptığı da olmuştur. Derse katılıma çok önem verir. Katılımı artırmak için derse katılanlara puan verir. Bir gün sınıfa girip, kürsüye çıkıp, kitaplarını bırakıp, "sınav yapıyorum" dediğinde şaşırmamalısınız. Buna hazırlıklı olmalısınız. "Quiz" performansını da final kağıdına yansıtır, ilave puan olarak. Sınav sorularını anlayabilen zaten yapabilmektedir. Anlayabiliyorsanız geçme şansınız vardır :)
Hep şikayet ederler Metin hocadan. Çünkü sınıf ortalaması oldukça düşüktür. Sınavda tam çözüm ister. Bu yüzden yarım yamalak çözümlerimiz çok fazla anlam bulmaz. Sınavda yapacağımız hataları bize günler öncesinden söylemiş ve sınav anı geldiğinde o hatalar birer birer gerçekleşmiştir. Sonra sınıfa gelip, "size yapacağınızı söylediğim hataları yapmışsınız" der :) Yanlış bilmiyorsak efsanevi iktisat profesörü Zeynel DİNLER'in asistanlığını yapmıştır. Bu yüzden çok sağlam temelli bir hocadır. Onun kitabını işler derslerinde. 3 yıl önce, hocanın odasına gidip, "hocam ben iktisat mezunu değil, iktisatçı olmak istiyorum" demiştim. Bu çok hoşuna gitmişti. Hemen bana birkaç kitap ismi verdi, bunları oku, şu şu gazete yazarlarını takip et, örneğin MB politikalarını takip etmeye çalış gibi tavsiyelerde bulundu. Bunları yaptıktan sonra ben sana 10 kitaplık bir liste vereceğim. Onları da okuyacaksın, sonra belli analizleri kendi başına yapabilecek duruma geleceksin, dedi. Bir hayli motive olup odasından çıktım, "Finansal Krizler ve Türkiye" kitabını aldım. Ha okudun mu derseniz? hala başlamadım :) Diyeceğim o ki, öğrenciyi mağdur etmemek için uğraşır, öğrencinin yanında olur. Destekler ve geliştirmeye çalışır. Kendi ağzından çıkan cümlesidir: "Geçen yıl final sınavında 17 puana kadar tamamladım" Yani final notunuz vizeye göre yüksek ise, bir gelişme söz konusu ise, hoca ek puan vererek geçmenize yardımcı olur. Seminer ve konferanslarda düzenleme kurulunda yer alır. Hatırladığım kadarıyla okulda yapılan İktisat Kongresi bunlardan biri. Büyük hocalar gelmişti. Metin hoca için söyleyeceklerim biraz zor biter, şimdilik bu kadar yeter :)
Devamı yakında...
1. Güncelleme tarihi : 12.09.2013
2. Güncelleme tarihi : 23.09.2013
Çağdaş Şahinoğlu
Bir iktisatçı.
Mehmet ARSLANOĞLU : Kendisinden ders aldım, derslerine gittim. Sınıfa girer, kitabını açar, direk anlatmaya başlardı. Pek selam, sabah, girizgah yoktu. Öğrenciye bakmadan anlatırdı, kitabına bakmasa bile gözleri hep önündeydi. Odasına gidersin, yine aynıdır. Çok fazla yüzüne bakmaz. Ama bilgi birikimi, yönlendirmesi, ders anlatımı iyiydi. Ders içinde verdiği örnekler araştırmaya sevkedici cinstendir. Spartaküs isyanının en büyük (150 bin) köle isyanı olması gibi. İtalya'da siyasi birliğin henüz oluşmamasına örnek olarak "Arjantin-İtalya maçında, bazı İtalyan taraftarların (Napoli taraftarları) kendi milli takımları değilde, kendi kulup oyuncuları Diego Armando Maradona için Arjantin'i desteklemesi" olayını vermiştir. Danışman hocamdır.
Hüseyin ŞAHİN : Bir çok öğrencinin ahını bünyesinde bulunduran hocadır. Ailesi pek çok farklı öğrenci tarafından eğitim-öğretim hayatına dahil olan hocalarımızdan biridir. Kendisinden aldığım 2. sınıf dersini halen veremedim (Eylül 2013) Kısmetse mezuniyetimin uzamasına katkı bulunan hocalarımdandır. Sesi 2. sıraya zor gelmektedir. Oturduğu yerden anlattığı dersi, verdiği bilgileri çok fazla özümseyememekteyiz. Çünkü kendisini dinlemek için ya bir seminerde olacaksın yada özel ders olacaksın. Aksi halde zor. Sınavlarda genelde aynı yada benzer soruları sorar. Ama yinede kalanlar çoğunluktadır. Benden artık bu kadar, emekli olacağım demiş. Bu sene (2013) sonmuş. Kısmetse :)
İbrahim KANYILMAZ : Kendisi tarih olarak biraz eskide kalmış hocalarımızdandır. Farsça mı dersin, Osmanlıca mı dersin, Eski Türkçe mi dersin bilemem. Ama İktisat derslerinde yeni kelimeler öğreten hocadır. "Faraziye" gibi. Daha önce -muhtemelen- hiç kullanmadığınız. Sınavı klasik olmasının yanı sıra, tükenmez kalemle katılma zorunluluğu vardır. Aynı zamanda -sanırsam- 2012 de emekli olup bizleri kurtarmış hocadır.
Feridun YILMAZ : Kendisi mükemmel bir şahsiyettir. Olumsuz bir yorum var mıdır hakkında? Sanmıyorum. Zayıf, uzun boylu, kendine has giyimiyle. Girer sınıfa, önüne düşen saçlarının arasından şöyle bir sınıfa bakar. Eğer sınıf kalabalıksa "sizinle böyle anlaşmamıştık, neden kalabalık geldiniz" der. Çünkü kalabalık sınıfla ders işlenmeyeceğini söyler. Köstekli saatini çıkarıp masaya koyar, kitaplarının yanına. Biraz ders anlattıktan sonra, "birazdan ara vereceğim, umarım dersin ikinci yarısında sayınız azalmış olur" diyerek gülüşmelere sebep olan hocadır. Kendisi "dilediğinizce girip çıkabilirsiniz ders esnasında, çayınızı kahvenizi alıp içebilirsiniz, telefonla uğraşabilirsiniz, yeterki dersi bölecek şekilde ses çıkarmayınız" diyerek ders kurallarını koymuştur. "Hatta isterseniz sigara da içebilirsiniz, benim için sorun yok, fakat devlet tarafından yasaklanmıştır" demiştir bir keresinde. Abartmıştır belki ama samimiyeti gözle görülmektedir. İktisadın felsefik boyutuyla ilgilenmektedir. Dersi anlatırken konu içinde konu anlatır, bazen daldan dala atlar. Aşırı birikimini direk hissedebiliyorsunuz. Çok okumuş, çok birikimi olan bir hocadır. Etrafında olmanız sizlere faydadır. Öğrencilerin klasiklerinden olan son hafta dersi eksiksiz doldurmak alışkanlığı karşısında, derse girer girmez "sınav test olacak, 20 soru, anlattığımızın tamamından sorumlusunuz, şimdi sınav için gelenler ayrılabilir" demiş ve gönüllere su serpmiştir. :) Ders biter, köstekli saatini, alır kitaplarını, alır saçlarını önünden şöyle arkaya doğru. Ve çıkar gider.
Ercan DÜLGEROĞLU : Kendisi arıcılıkla uğraşır. Bunu her halinden anlayabilirsiniz :) Bal satışı da yapmaktadır. Hatta Ercan hoca tez konusu verirken, bu konulara hazırlıklı olmalısınız. Şeker gibi adamdır. Dersleri eğlencelidir. Sıkmadan anlatır. Güzel bağlantılar kurar. Bir gün Kalkınma ekonomisi sınavında şöyle -kahkahaya boğan- bir soru sordu. "Dünya karbon ticaretinde ülkeler ne satar?" şıklar a)karbon b)şarbon c)bonbon d)hiçbiri. Bir süre bir hayli konuşulmuştu bu soru. (cevap: hiçbiri) Hele ki fırsat maliyetini "dışarıda, çamın dibinde uzanan sevgiliniz size mesaj atıyor" diye başlayan bir hikayeyle anlatışı da, dilden dile dolaşmaktadır :) Hüseyin Şahin üniversiteden arkadaşıdır. Sanırız ki Hüseyin Şahin yüksek lisans/doktora için Fransa'ya gittiğinde kendisine bir radyo aldırmış. Zamanın radyosu. 9 kilo ağırlığındaymış. Halen çalışırmış. Muhtemelen bir çok ilginç anıyı bünyesinde barındıran hocadır.
Emin ERTÜRK : "Deli Emin" derler kendisine. Ders almış olmama rağmen kendisini sadece final sınavında "1" kere gördüm. Onda da "vize puanınızı sınav kağıdına yazın" diyerek umut bağlamıştır yüreğimize. Bir hevesle 35 yazılır sınav kağıdına ve umutla beklenir. Final notunun sıfır gelmesine yanmak neye yarar :) Hakkında söylenenleri pek yaşayamadım, hep duydum. Bu yüzden yapacağım yorumlar biraz havada kalabilir. Fakat çok fazla yaklaşılmaması gereken bir hoca olarak duyrulur.
Nalân ÖLMEZOĞULLARI : "Motor Nalan" diye duymuştuk. Bilirsiniz argoda ne anlama geldiğini. Bizde ilk başta öyle sanmıştık. Ki alakası yokmuş. Meğer hızlı konuşurmuş bu hocamız, ondan öyle denirmiş. Hakkattende öyledir. Motor gibi anlatır. Derse gelir, kitap/kitaplarını masaya koyar, ayakta dikilir ve dersi anlatmaya başlar. Kitaba yada başka bir kaynağa bağlı kalmaz. Belli ki kendi alanlarına bir hayli hakim. Kendisinden aldığım ve haylazlıktan kaldığım dersi daha sonra tekrar alışımla birlikte verdim. Kanımca sözel ağırlıklı derslerin alınması daha sağlıklı olacaktır. Grafiklere filan girerse iş sarpa sarar düşüncesindeyim. Ki iktisat dediğin grafikten oluşur.
Hülya KANALICI AKAY : Öyle narin öyle naif bir insandır ki, hocalığına yansımış, bal-şeker olmuştur resmen. Çok iyi bir hocadır. İyi demek yetmez. Birçok kez öğrenciyi mağdur etmemek için ders esnasında, ders anlatırken üzülüp büzüldüğü olmuştur. Öğrenciyi üzmek ve kırmak istemez. Çok zorlamaz. Ama bu öğretmeyeceği anlamına gelmez. İbrahim Kanyılmaz'dan geçemeyenlerin daha sonrasında "hocam tuttuğun altın olsun" diyerek geçtiği hocadır. Hangi dersi verirse versin, gördüğü an zıplanası hocadır. Hemen alın, arkanıza yaslanın ve dersi dinleyin. Eve gelin tekrar edin. Sınava girin, geçin. Aman kolay olsun mantığı ile bu mantık aynı değildir, arada fark vardır. Lütfen o ince çizgiye dikkat edin. Hülya hoca candır.
Nejla ADANUR AKLAN : Hakkında duyulanlardan dolayı hafiften tırsmış bir şekilde derse girersiniz. Fakat dersi dinler ve mütevazi bir şekilde sınava hazırlanırsanız kalmanız söz konusu olmamalı. Derse gider ve aslında öyle olmadığını görürsünüz. Biraz daha üst sınıflara hitap eden bir hoca olmalıdır kanımca. Dersin ortasında birden bağırarak ders anlatmaya başlar, istifini bozmadan. En sonunda biri dayanamaz ve "hocam neden bağırıyorsunuz" der. Oda 1. öğretimlere olan isyanını dile getirir. Meğer onlardan ötürü imiş. :)
Metin ÖZDEMİR : Nasıl anlatsam nerden başlasam bilemedim. Bu fakültedeki en favori hocamdır diyebilirim. (M. Ozan Başkol ile birlikte) Çok iyi ders anlatır. Dersi sevdirir, kendisini de sevdirir. Anlattıklarını da dinletir. Dersleri çok güzel geçer. Sıkılmazsınız. İktisadın günlük hayatımızla bağlantısını kurarak, ona uygun örnekler vererek öğrencilerin derse olan ilgisini artırır. Dönemin ilk dersine gelen 3-5 kişiye 10'ar puan dağıttığı doğrudur. İmza toplar, imzalara göre sınav puanınıza ilaveler yapar. Adaleti sağlamak adına imza kağıdını en son eline alıp yoklama yaptığı da olmuştur. Derse katılıma çok önem verir. Katılımı artırmak için derse katılanlara puan verir. Bir gün sınıfa girip, kürsüye çıkıp, kitaplarını bırakıp, "sınav yapıyorum" dediğinde şaşırmamalısınız. Buna hazırlıklı olmalısınız. "Quiz" performansını da final kağıdına yansıtır, ilave puan olarak. Sınav sorularını anlayabilen zaten yapabilmektedir. Anlayabiliyorsanız geçme şansınız vardır :)
Hep şikayet ederler Metin hocadan. Çünkü sınıf ortalaması oldukça düşüktür. Sınavda tam çözüm ister. Bu yüzden yarım yamalak çözümlerimiz çok fazla anlam bulmaz. Sınavda yapacağımız hataları bize günler öncesinden söylemiş ve sınav anı geldiğinde o hatalar birer birer gerçekleşmiştir. Sonra sınıfa gelip, "size yapacağınızı söylediğim hataları yapmışsınız" der :) Yanlış bilmiyorsak efsanevi iktisat profesörü Zeynel DİNLER'in asistanlığını yapmıştır. Bu yüzden çok sağlam temelli bir hocadır. Onun kitabını işler derslerinde. 3 yıl önce, hocanın odasına gidip, "hocam ben iktisat mezunu değil, iktisatçı olmak istiyorum" demiştim. Bu çok hoşuna gitmişti. Hemen bana birkaç kitap ismi verdi, bunları oku, şu şu gazete yazarlarını takip et, örneğin MB politikalarını takip etmeye çalış gibi tavsiyelerde bulundu. Bunları yaptıktan sonra ben sana 10 kitaplık bir liste vereceğim. Onları da okuyacaksın, sonra belli analizleri kendi başına yapabilecek duruma geleceksin, dedi. Bir hayli motive olup odasından çıktım, "Finansal Krizler ve Türkiye" kitabını aldım. Ha okudun mu derseniz? hala başlamadım :) Diyeceğim o ki, öğrenciyi mağdur etmemek için uğraşır, öğrencinin yanında olur. Destekler ve geliştirmeye çalışır. Kendi ağzından çıkan cümlesidir: "Geçen yıl final sınavında 17 puana kadar tamamladım" Yani final notunuz vizeye göre yüksek ise, bir gelişme söz konusu ise, hoca ek puan vererek geçmenize yardımcı olur. Seminer ve konferanslarda düzenleme kurulunda yer alır. Hatırladığım kadarıyla okulda yapılan İktisat Kongresi bunlardan biri. Büyük hocalar gelmişti. Metin hoca için söyleyeceklerim biraz zor biter, şimdilik bu kadar yeter :)
Devamı yakında...
1. Güncelleme tarihi : 12.09.2013
2. Güncelleme tarihi : 23.09.2013
Çağdaş Şahinoğlu
Bir iktisatçı.
Tam da böyleydi o gün
Benim için tam da böyleydi o gün.
Çok mutluydum. Hiç olmadığım kadar. Yada ben öyle sanıyormuşum. Meğer aslında hiç mutlu değilmişim. Ağzımın kulaklarında olma modunun uzun sürmesi sonucu gerilen yüz kaslarımı aldıklarında, yüzümdekinin bir maske olduğunu farketmiştim. Gülmüyormuşum, gülüyor gibi yapıyormuşum. Aslında büzüşüyormuş çizgilerim.
Hani "nasıl mutluyum lan" modunda aptal aptal mesajlar verirsin ya çevrene. Doğanın kanunu mu acaba bu? Her güzel şeyin bir sonunun olması. Evrene gönderdiğim mesajlar iletilmemiş miydi? İletildi raporu gelmişti halbuki. Yanılmıştım demek. Yanılıyor insan her gün doğumunda.
Benim için tam da böyleydi o gün.
O gün, 9 Eylül Pazartesi. Gecesinden akşamına.
22.55
12.09.2013
Çağdaş Şahinoğlu
7 Eylül 2013 Cumartesi
Aşk'ın Yalın Hali
Bir sabah sana uyandım sevdiğim, belirsizlikler içinde. Tarihi sen hatırlarsın mesajımı alınca. Gözlerimi zor açıyordum. Ayılmaya çalışıyordum ve genelde ayılmaya çalışırken aynı anda bilgisayarı da açarım. Evet, belki kötü bir alışkanlıktı. Fakat bilgisayar açılırken senin fotoğrafının ekrana gelmesi tarif edilemez bir güzellikti. Güne seninle başlamanın verdiği heyecanın içimi kaplaması. Eşsizdi. Değiştirilemezdi hiç bir uyanışla. Fotoğrafının yerini yeşil gözlerin almayacaksa tabiki.
Bilgisayar açıldı. Ve içimde senin sevmenin coşkusu varken aklımdan neler geçiyordu, tahmin edemezsin. Kelimeler uçuşuyordu zihnimde. Sağa sola çarpıyorlardı. Dışarı atmalıydım onları. Serbest bırakmalıydım. Belki de ait oldukları yere teslim etmeliydim onları.
Ve süzüldü dudaklarımdan...
Benim sevdam bir günlük,
Ve her sabah yeniden doğuyor, İstisnasız, bıkmadan usanmadan… Her sabah yeniden aşık oluyorum sana, Yeniden bağlanıyorum… Her sabah aşkının tazeliğine uyanıyor, Kokunla besleniyorum… Her sabah usulca dokunuyorum sana Her sabah aynı heyecan, Aynı telaşe kalbimin her bir hücresinde… Ve bakışların sarsıyor zihnimi Gözlerinin derinliğinde kayboluyorum…
20:32
07.09.2013
Çağdaş Şahinoğlu
Bilgisayar açıldı. Ve içimde senin sevmenin coşkusu varken aklımdan neler geçiyordu, tahmin edemezsin. Kelimeler uçuşuyordu zihnimde. Sağa sola çarpıyorlardı. Dışarı atmalıydım onları. Serbest bırakmalıydım. Belki de ait oldukları yere teslim etmeliydim onları.
Ve süzüldü dudaklarımdan...
Benim sevdam bir günlük,
Ve her sabah yeniden doğuyor, İstisnasız, bıkmadan usanmadan… Her sabah yeniden aşık oluyorum sana, Yeniden bağlanıyorum… Her sabah aşkının tazeliğine uyanıyor, Kokunla besleniyorum… Her sabah usulca dokunuyorum sana Her sabah aynı heyecan, Aynı telaşe kalbimin her bir hücresinde… Ve bakışların sarsıyor zihnimi Gözlerinin derinliğinde kayboluyorum…
20:32
07.09.2013
Çağdaş Şahinoğlu
6 Eylül 2013 Cuma
Seni Bulduğum Ezgiler
Bu sıralar seni kadehlerde aradığımı sanırsan, yanılırsın. Yok öyle bir şey.
Her zaman ki gibi. Dizelerde, mısralarda, satırlarda, şiirlerde arıyorum seni.
Her aşk acısında, yanık seslerde, dalgın düşüncelerde, baygın bakışlarda.
Oy benum sevduceğum diyordu Resul Dindar. "Olur mu böyle keder?"
"Trabzon böyük şeher" değil ama uzaktan sevmek olmaz öyle. "Gel yakına yakına."
Apolas. Bizim oraların delikanlısı. İçten, samimi.
O söyledikçe benim yanık sesim oluyorsun sevilmeye doyulamayan.
Mektup yazmış, sevdasına. Okusun diye.
Bilirsin ki bende sana yazardım, bilmezdin hepsini.
Ama sen yine bilirsin ki, "Geleceğum akluna da, Cuma geceleri"
Öyle bir sesi var ki, bağlıyor adeta.
Götürüyor beni göğe koşan yeşilliklerimize. Bulutların dansına.
"Yanar benuım yureğum, sevduğumu görünce". Ağlarmış Apolas, belli etmeden. İçten içe.
Hele ki yağmur yağarken ki söyledikleri var Apolas'ın.
Yeşil gözlerine, derin mutluluk gizli sevdalı gözlerine kimler bakayi şimdi ?
Olmaz sevduğum, bakamaz benden başkası, bakmamalı.
Gülmemeli, umut vermemeli. Yalnız bana ağlamalı, mutluluktan.
Apolas beni hüzünlendiriyor. Efkarlandırıyor.
Ona bağlı kalırsam, seni bizim oralar götürürüm hep.
Gerçi sen yanımda olsan, ben her yere gelirdim de, neyse.
Bizim oralarda yine. Sular akar doldurur diye bir güzellik var.
Her dizesinde seni bulduğum, tattığım, içime çektiğim.
"Bir yemincuk yapsana, sen benum olduğuni" duysun herkes.
Seni bulduğum mısralar burda bak. Sev onları.
Çünkü seni yaşatıyor bana, senden uzakta.
E kız koynunda ölsem da, kefen de istemezdim.
Üç gün sarilup yatsak, sağdan sola dönmezdim.
Yak ateşi ateşi da, çadirun ocağına,
Al Azrail canumi, Yârimun kucağında..
Sevdimi adam gibi sever bizim oraların adamları.
Yüreğine düşer yağmur damlaları.
Açılsa da uçsuz bucaksız maviliklere, dönüp dolaşıp döneceği liman bellidir.
Bir de bazı dinletiler var ki, dinlediğimizde alkolü damardan alacağız sanırız.
Ancak o keser beni deriz. Dinledikçe kahroluruz.
Hiç bu topraklarda gezmeye gerek yok.
Kırlarda koşacağız seninle. Emin ol.
Bulutların kaçışını izleyeceğiz, ellerim ensede, saçların göğsümde.
Şimdilerde İstiklal'deki Kerem Han'ım. Kafası güzel Karadenizliyim.
Fikriyle zikri bir olan, düşündüğünü söyleyen, sözü pek.
Hayata bakışını sorgulayan...
Ama farklı bir gerçek var hayatta.
Cem diye bir adam var. Sesiyle etkiliyor, vurgusuyla, tonlamasıyla.
Dokunuyor resmen iliklerimize.
Benim ağzımdan sana sesleniyor sanki.
Seni nasıl saklardım, anlatmış. Seni nasıl koruyorsam aynen söylemiş.
Bana Tanrı'dan bir armağan olduğunu da biliyor.
Senin "benim eksik kalan yerim" olduğunu nerden öğrenmiş, bilmiyorum.
İçimde tuttuklarımsın sen.
Konuşunca uçup gideceksin sanırdım ya.
Biliyor.
Garip bir adam.
Hissettiriyor seni, sensizlikte.
Ki ben sevmem sensizliği, alışık değilim. Alışmak istememişim. Alışmamışım.
Alışamam. İnan.
Kırılan tırnağındım ben senin.
Dizindeki yaraydım.
Kabuk bağlayan yaramdın sen. Kaşımaktan tatlandığım.
Bu Cem öyle garip bir adam ki,
Astımdaki öksürük gibi.
Midyenin kabuğundaki tutunamayan yosun gibi.
Uzaktaki akrabamız, yılda bir görüştüğümüz.
İçime nakış nakış seni işliyor Cem.
Bilmiyor galiba, içimi seninle ısıtırdım ben.
İçimde her nefeste sen varsın.
Dolaşıyorsun hücrelerimde.
Fakat Cem gerçekleri söylüyor, dost acı söyler usulü.
"Sen benim kovulduğum cennetimsin" ya
Vuruyor yüzüme, acımasızca.
Terkedilmiş bir şehirdim sayende.
Dümensiz bir gemiydim, yelkeni kırılmış.
Frenlerin boşaldığı yokuşlardık.
Titreyen ellerim,
Ağırlaşan göz kapaklarım.
Üstüme dökülen ekmek kırıntıları,
Tozlanan gözlüklerimdin.
Sen benim çözümü belli paradoksumdun.
05.28
06.09.2013
Çağdaş Şahinoğlu
Her zaman ki gibi. Dizelerde, mısralarda, satırlarda, şiirlerde arıyorum seni.
Her aşk acısında, yanık seslerde, dalgın düşüncelerde, baygın bakışlarda.
Oy benum sevduceğum diyordu Resul Dindar. "Olur mu böyle keder?"
"Trabzon böyük şeher" değil ama uzaktan sevmek olmaz öyle. "Gel yakına yakına."
Apolas. Bizim oraların delikanlısı. İçten, samimi.
O söyledikçe benim yanık sesim oluyorsun sevilmeye doyulamayan.
Mektup yazmış, sevdasına. Okusun diye.
Bilirsin ki bende sana yazardım, bilmezdin hepsini.
Ama sen yine bilirsin ki, "Geleceğum akluna da, Cuma geceleri"
Öyle bir sesi var ki, bağlıyor adeta.
Götürüyor beni göğe koşan yeşilliklerimize. Bulutların dansına.
"Yanar benuım yureğum, sevduğumu görünce". Ağlarmış Apolas, belli etmeden. İçten içe.
Hele ki yağmur yağarken ki söyledikleri var Apolas'ın.
Yeşil gözlerine, derin mutluluk gizli sevdalı gözlerine kimler bakayi şimdi ?
Olmaz sevduğum, bakamaz benden başkası, bakmamalı.
Gülmemeli, umut vermemeli. Yalnız bana ağlamalı, mutluluktan.
Apolas beni hüzünlendiriyor. Efkarlandırıyor.
Ona bağlı kalırsam, seni bizim oralar götürürüm hep.
Gerçi sen yanımda olsan, ben her yere gelirdim de, neyse.
Bizim oralarda yine. Sular akar doldurur diye bir güzellik var.
Her dizesinde seni bulduğum, tattığım, içime çektiğim.
"Bir yemincuk yapsana, sen benum olduğuni" duysun herkes.
Seni bulduğum mısralar burda bak. Sev onları.
Çünkü seni yaşatıyor bana, senden uzakta.
E kız koynunda ölsem da, kefen de istemezdim.
Üç gün sarilup yatsak, sağdan sola dönmezdim.
Yak ateşi ateşi da, çadirun ocağına,
Al Azrail canumi, Yârimun kucağında..
Sevdimi adam gibi sever bizim oraların adamları.
Yüreğine düşer yağmur damlaları.
Açılsa da uçsuz bucaksız maviliklere, dönüp dolaşıp döneceği liman bellidir.
Bir de bazı dinletiler var ki, dinlediğimizde alkolü damardan alacağız sanırız.
Ancak o keser beni deriz. Dinledikçe kahroluruz.
Hiç bu topraklarda gezmeye gerek yok.
Kırlarda koşacağız seninle. Emin ol.
Bulutların kaçışını izleyeceğiz, ellerim ensede, saçların göğsümde.
Şimdilerde İstiklal'deki Kerem Han'ım. Kafası güzel Karadenizliyim.
Fikriyle zikri bir olan, düşündüğünü söyleyen, sözü pek.
Hayata bakışını sorgulayan...
Ama farklı bir gerçek var hayatta.
Cem diye bir adam var. Sesiyle etkiliyor, vurgusuyla, tonlamasıyla.
Dokunuyor resmen iliklerimize.
Benim ağzımdan sana sesleniyor sanki.
Seni nasıl saklardım, anlatmış. Seni nasıl koruyorsam aynen söylemiş.
Bana Tanrı'dan bir armağan olduğunu da biliyor.
Senin "benim eksik kalan yerim" olduğunu nerden öğrenmiş, bilmiyorum.
İçimde tuttuklarımsın sen.
Konuşunca uçup gideceksin sanırdım ya.
Biliyor.
Garip bir adam.
Hissettiriyor seni, sensizlikte.
Ki ben sevmem sensizliği, alışık değilim. Alışmak istememişim. Alışmamışım.
Alışamam. İnan.
Kırılan tırnağındım ben senin.
Dizindeki yaraydım.
Kabuk bağlayan yaramdın sen. Kaşımaktan tatlandığım.
Bu Cem öyle garip bir adam ki,
Astımdaki öksürük gibi.
Midyenin kabuğundaki tutunamayan yosun gibi.
Uzaktaki akrabamız, yılda bir görüştüğümüz.
İçime nakış nakış seni işliyor Cem.
Bilmiyor galiba, içimi seninle ısıtırdım ben.
İçimde her nefeste sen varsın.
Dolaşıyorsun hücrelerimde.
Fakat Cem gerçekleri söylüyor, dost acı söyler usulü.
"Sen benim kovulduğum cennetimsin" ya
Vuruyor yüzüme, acımasızca.
Terkedilmiş bir şehirdim sayende.
Dümensiz bir gemiydim, yelkeni kırılmış.
Frenlerin boşaldığı yokuşlardık.
Titreyen ellerim,
Ağırlaşan göz kapaklarım.
Üstüme dökülen ekmek kırıntıları,
Tozlanan gözlüklerimdin.
Sen benim çözümü belli paradoksumdun.
05.28
06.09.2013
Çağdaş Şahinoğlu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

