Şaka gibi.
Sevdiğini kaybedersin de, bir boşluğa düşersin ya. Hani birkac günlüğüne bir yere gitmiş, bir yakınına gitmişte, yarın cıkıp gelecek sanırsın ve gelmediğinde, gelemediğinde gerceklerin suratına carpmasıyla afallarsın ya, işte tam olarak budur icinde bulunduğum durumun ozeti.
Halbuki toplanır sevenleri, sevmeyenleri, tanıdıkları, komşuları, akrabaları, en taneleri; anne, baba, kardeş ve can dostları. Ağlaşırlar. Cığlık cığlığa. Yürekler parcalanır feryatlarla. İnce bir yağmur yağar, icindeki acının verdiği anestezik hissiyatla dünyada başka hicbirşeye aldırmayanların üzerine. Sarılırlar son kez, o gitmeden, birbirlerine. Sanki O'na sarılırmışcasına. İc cekerler. Cekse de icine bütün atmosferi dolduramaz icini, sindiremez icindeki acıyı. Tahtaları birbirine yanaştırarak yaptıkları şekilli tahtalar grubu icinde, semaya doğru taşıma yarışına girerler. Kalabalık, O'na dokunmaya calışırcasına, sanki dokununca O'nu hissedecekmişcesine ozel bir gayrete tutuşur. İcinde, beyazlığa sarılmış, upuzun yatar. Son kez taşınır omuzlarda. Cıkarırlar tozlu tahtaların arasından, tüm beyazlığıyla, acıyan ellerle indirirler onlerindeki taze cukura. Birazdan O'nu tüm aclığıyla saracak ve O'na ebediyete kadar eşlik edecek topraktan bihaber, üstüne atmaya devam ederler. Kendi ellerimizle yakarız gemilerini, donüşü mümkün olmayan yolların...
Dualar yükselir bulutların arasından. Hakikattende bir yakınına gidiyor olacağından bihaber. Tüm kaybettiği sevdiklerinin O'nu karşılamak icin biraraya gelerek toplandığı bir yakınına gider. Onlar kucaklaştıkca yüreğimizdeki acı azalır, feryatlar sıradanlaşır, gozyaşları inzivaya cekilir...
Cuma oncesi
31.10.2014
Selimiye Kışlası