28 Ekim 2013 Pazartesi

Demiştim

Ben sana beni bırakma demiştim.
Şimdi çok kişi üzülecek.
Senin üzülmene engel olamayacağım ama
Çok kişinin canı yanacak.
Umrunda olmayacak,
Umrumda olmayacak,
Ama şaşıracaklar.
Tanıyamayacaklar,
Sen böyle değildin,
Bunları yapmazdın diyecekler.
"Benim sevdiğim bu adam olamaz" diyeceksin.
Ben böyle değildim diyeceğim.
Daha bir umursamaz olacağım.
Çare olmazları yaşayacağım.
Hiçbir zaman bilemeyecekler,
İçimdekileri,
Duygularımı,
Düşüncelerimi,
Hayallerimi,
Kurgularımı,
İçimdeki sevgiyi,
Bilemeyecekler.
Çok bilinmeyenli eşitsizlikler gibi,
Bilinmezliklerde yüzeceğim.
Şimdi çok kişi üzülecek.
Ben sana beni bırakma demiştim.



01.34
28.10.2013
Çağdaş Şahinoğlu


27 Ekim 2013 Pazar

Neden mi?

Sana neden ihtiyacım var biliyor musun?
Çünkü çocuğumu sen emzireceksin.
Anne sütü yeni doğan bebekler için çok önemliymiş.
Öyle diyorlar.
Anne sütü alan bebekler daha az hasta olurmuş.
Hızlı büyürmüş.
Eşşek kadar olurmuş.
Hem anne sütü alırsa,
Yani seninkini,
Sana benzemeye başlarmış.
Gözleri senin gibi olurmuş.
Can yakarmış ilerde,
Babasını yaktığın gibi.
Çünkü onu sen büyüteceksin,
Bense onu senin büyütmeni sağlayacağım.
Onun için çalışacağım,
Koşturacağım,
Sanırım hayatımı ona adayacağım.
Senden sonra.
Çünkü onun veli toplantısına sen gideceksin.
İlk kurdelesini sen bağlayacaksın.
Eteğini sen dikeceksin.
Aman anneeee diyeceği,
Yine de dizinde ağlayacağı,
Sen olacaksın.
Çünkü ilk aşkını anlatacak biri olmalı.
Bana anlatamayacak muhtemelen.
Ben aylar sonra öğreneceğim.
En son ben duyacağım galiba.
Çünkü çeyizini sen dizeceksin.
Yeni nesil pek ilgilenmiyor öyle şeylerle.
Geleneklerimizi yaşatmaya devam edeceğiz.
Çünkü onunla gurur duyduğumuzda,
Senin başarın, 
Bizim eserimiz olacak.
Çünkü o gün gelip,
"Baba, unutmadın değil mi?
Bugün sizin evlilik yıldönümünüz" dediğinde
Ona "İyi ki anneni sevmişim" diyeceğim
Çünkü o günlerin hayalini kurabileceğim,
Başka bir kadın senin yerini tutamazdı.
Hala "neden?" diye soruyor musun?



05.07
27.10.2013
Çağdaş Şahinoğlu




26 Ekim 2013 Cumartesi

Sanmıyorum, bilemezdin.

Sevmiyorum sahte gülüşleri, bilirsin.
Evreni kandırıyormuş gibi hissediyorum.
Her kucak dolusu sevgiyi,
Her gülüşü eşsiz sanma,
Yanılırsın.
Bilmeni isterim ki,
Parıldayan dişlerin içten çürük olabileceğini bilemezsin.
Sanma, zannetme, düşünme.
Yanılırsın.
Çehremi değiştiren,
Ruhumdan uzak gülüşleri sevmiyorum.
Yanlış mesaj gönderiyormuşum gibi.
Sevmediklerinin yanında olabildiği gibi,
Sevmediği şeyleri de yapabilirmiş insan,
Bilirsin.
Ama seni üzmek için yaptığımı düşünme,
Yanılırsın.
Her doğan güneş ısıtmaz içimizi.
Üşütür bazen.
Ürpertir bazen, bilirsin.
Her sevda güldürmez insanın yüzünü,
Somurtmaktan öte, ağlatır usulca.
Bilirsin.
Bir müjde, bilmediğin.
Benzemeyen diğerlerine.
Gülüşünle yapardın koca güneşin yapamadığını.
Mucizeler saklıydı gözbebeklerinde.
Bilemezdin.
Uzaktan severdim seni,
Suprizler hazırlardım sen uyurken.
Bilemezdin.
“Seni seviyorum” da gizli değildi benim heyecanım,
Kirpiklerindeydi.
“Aşkım” diye seslenişinde değildi,
Gülüşündeydi tüm güzelliğin.
Ve iki duble rakının veremediği rahatlık
Öpüşlerindeydi.
Bilemezdin…



23.50
24.10.2013
Çağdaş Şahinoğlu

9 Ekim 2013 Çarşamba

Saçma sapan yürüyelim mi?

Saçma sapan yürüyelim mi?
Uçsuz bucaksız düzlüklere,
Geniş yollara,
Yeşillere,
Maviliklere.
Suya girelim,
Çamura basalım,
Üstümüz başımız kirlensin ama,
Özgür olalım.
Atacağımız adıma,
Çekeceğimiz nefese biz karar verelim.
Düşünmeden, 
Aldırmadan rüzgara,
Yarınlara koşalım.
Hadi,
Bakma öyle garip garip,
Bulutsuz gökyüzüne,
Dalgasız denizlere,
Kıvrılan kirpiklere,
Süzülen yaşlara koşalım.
Sevelim sevişelim,
Özgür olalım.



02.25
09.10.2013
Çağdaş Şahinoğlu






4 Ekim 2013 Cuma

İnanmak mı? Güvenmek mi?

Bir tercih arifesinde olsanız hangisini seçerdiniz? 

İnanmak mı? Güvenmek mi?

Güven çok önemli. Özellikle "globalleşen" dünyada, teknolojinin gelişmesi, toplumların yaşam standartlarının yükselmesi, düşünce yapılarının değişmesi ve her seferinde yükselen çıta ile birlikte daha da önemli hale gelmiştir. Çok fazla bu kısmıyla ilgilenmeyecek olsam da, "güven" olgusunu etkileyen, değiştiren, içini kurcalayan bir çok etkenden -biraz- bahsetmiş oldum.

"Kendine güvenen herkes, dünyayı idare edebilir." Voltaire

Kendine güvenmekte çok önemli. Özgüven bir çok girişimin, bir çok oluşumun özünde yatar. Kendinize güvenirseniz inandığınız yolda dimdik yürürsünüz, alnınız açık. Fakat özgüven eksikliği, çocukluğumuzdan beri bizi baltalayan ebeveynlerimiz ve toplum baskısının sonuçlarından biridir. Siz siz olun, ne yapın edin özgüveninize sahip çıkın. Sizi hayat boyu dik tutmaya yetebilir.

Birinin güvenini kırmak ise, dünyada en son yapılması gereken işler listesinde zirveye oynayacak bir durumdur. Hatta gerekmiyor bile. Düzeltilmesi en zor durumlardan biridir aynı zamanda. O yüzden aynı zamanda gereksizdir. Gerek duyulmaması gereken bir şey olmasına rağmen insanlar bir çok kez bu hataya düşer. Sevdiklerinizin güvendiği dağlara kar yağdırmayın.

"Bu dünyada insanlar bir kere aldatılınca gerçekten bile şüphe duyarlar." Hitopadesa

Doğrudur. 
Hele ki bazı insanların tarifinde olan maddelerden biridir. Bir çay bardağı şüphe. Şüpheye dair pek bir şey söylemeyeceğim. Fakat içinize bir kurt düşerse, onu rahat bırakmalısınız. Kurcaladıkça sizi teşvik eder, şüpheye sevkeder. Şüphe içinizi kemirir. Ve onu siz yönlendirirsiniz. Kurcaladıkça kemirir, kemirdikçe siz kurcamalaya devam edersiniz. Yapmayın. Bırakın, yolunu bulacak, akıp gidecektir.

Sizi bu süreçten kurtarması gereken bir şey var: İnandırıcılığınız.

Peki bunu neye borçlu olabilirsiniz? İtibarınızı sarsmadıysanız, o güne kadar hakkınızda "O diyorsa doğrudur" , "O yapmaz" dedirtecek kadar yalan konuşmadıysanız, hata yapsanız bile farkına varıp telafisini yaptıysanız, düzgün bir karaktere sahipseniz ve duruşunuzu hiç bozmadıysanız inandırıcılığınız da sizi bırakmayacaktır. 

İnandırıcılığınızı kaybetmek için yapmanız gereken şey çok basit: Yalan konuşmak. Bir kere bile yalana başvuruyorsanız, inandırcılığınızın akıbetinden artık şüphe duymalısınız. Siz "Bir kereden birşey olmaz" deseniz de, çevrenizdekiler öyle demeyecektir. Her an yalana başvurma ihtimalinizi düşüneceklerdir.

Peki bu iki olguyu birbirine karıştırıp, aslında hata yapanları nasıl düzelteceğiz? Onları bu yanılgıdan nasıl kurtaracağız? Bu çok zor. Ancak bu düşünceyi tabana oturtabilenleri, bu düşünce yapısına sahip bireyleri kurtarabilirsiniz. 

Güvenini kaybettiğiniz kişiye karşı, bir de üstüne inandırıcılığınızı kaybetmemek için çok çaba sarf etmeniz gerekiyor. Onu da kaybederseniz, karanlığa gömülmeye mahkumsunuzdur. Geri dönüşü olmayacaktır. Oysa inandırıcılığınıza sahip çıkarsanız, adımlarınızı daha dikkatli atarsanız, en azından söylemlerinizi ve eylemlerinizi gerçek dışı kılmasına izin vermemiş olursunuz. Güvenini kaybetmesi, size inanmamasını gerektirmez. Yıkın o kalıpları. Siz inandırıcılığınızı borçlu olduğunuz değerleri sandığınızda, korumacılık güdüsüyle özenle saklıyorsanız, size inanmaması için sebep yoktur. Mutlaka onunda kalıpları vardır. Yıkması için yardımcı olmanız gerekiyor. Tek taraflı olmayacağının farkındasınızdır umarım.

Bir hata yaptınız. Farkındasınız. Bazen bir özür yeterli olurken, bazen de ne yaparsanız yapın, telafisi pek mümkün olmayacaktır. Karşınızdaki kişinin güvenini kaybettiyseniz, bunu geri getirebilmek için elinizden geleni yapmalısınız. Hatta fazlasını yapmak için kendinizi, sınırlarınızı, potansiyelinizi zorlamalısınız. Geri getirebilir misiniz? Çok zor. Fakat yeniden inşa etmekten başka bir yolunuz yok. Unutmamalısınız ki eskisinden daha iyi olmayacak, üzgünüm. 



01.55
04.10.2013
Çağdaş Şahinoğlu