İnanmak mı? Güvenmek mi?
Güven çok önemli. Özellikle "globalleşen" dünyada, teknolojinin gelişmesi, toplumların yaşam standartlarının yükselmesi, düşünce yapılarının değişmesi ve her seferinde yükselen çıta ile birlikte daha da önemli hale gelmiştir. Çok fazla bu kısmıyla ilgilenmeyecek olsam da, "güven" olgusunu etkileyen, değiştiren, içini kurcalayan bir çok etkenden -biraz- bahsetmiş oldum.
"Kendine güvenen herkes, dünyayı idare edebilir." Voltaire
Kendine güvenmekte çok önemli. Özgüven bir çok girişimin, bir çok oluşumun özünde yatar. Kendinize güvenirseniz inandığınız yolda dimdik yürürsünüz, alnınız açık. Fakat özgüven eksikliği, çocukluğumuzdan beri bizi baltalayan ebeveynlerimiz ve toplum baskısının sonuçlarından biridir. Siz siz olun, ne yapın edin özgüveninize sahip çıkın. Sizi hayat boyu dik tutmaya yetebilir.
Birinin güvenini kırmak ise, dünyada en son yapılması gereken işler listesinde zirveye oynayacak bir durumdur. Hatta gerekmiyor bile. Düzeltilmesi en zor durumlardan biridir aynı zamanda. O yüzden aynı zamanda gereksizdir. Gerek duyulmaması gereken bir şey olmasına rağmen insanlar bir çok kez bu hataya düşer. Sevdiklerinizin güvendiği dağlara kar yağdırmayın.
"Bu dünyada insanlar bir kere aldatılınca gerçekten bile şüphe duyarlar." Hitopadesa
Doğrudur.
Hele ki bazı insanların tarifinde olan maddelerden biridir. Bir çay bardağı şüphe. Şüpheye dair pek bir şey söylemeyeceğim. Fakat içinize bir kurt düşerse, onu rahat bırakmalısınız. Kurcaladıkça sizi teşvik eder, şüpheye sevkeder. Şüphe içinizi kemirir. Ve onu siz yönlendirirsiniz. Kurcaladıkça kemirir, kemirdikçe siz kurcamalaya devam edersiniz. Yapmayın. Bırakın, yolunu bulacak, akıp gidecektir.
Sizi bu süreçten kurtarması gereken bir şey var: İnandırıcılığınız.
Peki bunu neye borçlu olabilirsiniz? İtibarınızı sarsmadıysanız, o güne kadar hakkınızda "O diyorsa doğrudur" , "O yapmaz" dedirtecek kadar yalan konuşmadıysanız, hata yapsanız bile farkına varıp telafisini yaptıysanız, düzgün bir karaktere sahipseniz ve duruşunuzu hiç bozmadıysanız inandırıcılığınız da sizi bırakmayacaktır.
İnandırıcılığınızı kaybetmek için yapmanız gereken şey çok basit: Yalan konuşmak. Bir kere bile yalana başvuruyorsanız, inandırcılığınızın akıbetinden artık şüphe duymalısınız. Siz "Bir kereden birşey olmaz" deseniz de, çevrenizdekiler öyle demeyecektir. Her an yalana başvurma ihtimalinizi düşüneceklerdir.
Peki bu iki olguyu birbirine karıştırıp, aslında hata yapanları nasıl düzelteceğiz? Onları bu yanılgıdan nasıl kurtaracağız? Bu çok zor. Ancak bu düşünceyi tabana oturtabilenleri, bu düşünce yapısına sahip bireyleri kurtarabilirsiniz.
Güvenini kaybettiğiniz kişiye karşı, bir de üstüne inandırıcılığınızı kaybetmemek için çok çaba sarf etmeniz gerekiyor. Onu da kaybederseniz, karanlığa gömülmeye mahkumsunuzdur. Geri dönüşü olmayacaktır. Oysa inandırıcılığınıza sahip çıkarsanız, adımlarınızı daha dikkatli atarsanız, en azından söylemlerinizi ve eylemlerinizi gerçek dışı kılmasına izin vermemiş olursunuz. Güvenini kaybetmesi, size inanmamasını gerektirmez. Yıkın o kalıpları. Siz inandırıcılığınızı borçlu olduğunuz değerleri sandığınızda, korumacılık güdüsüyle özenle saklıyorsanız, size inanmaması için sebep yoktur. Mutlaka onunda kalıpları vardır. Yıkması için yardımcı olmanız gerekiyor. Tek taraflı olmayacağının farkındasınızdır umarım.
Bir hata yaptınız. Farkındasınız. Bazen bir özür yeterli olurken, bazen de ne yaparsanız yapın, telafisi pek mümkün olmayacaktır. Karşınızdaki kişinin güvenini kaybettiyseniz, bunu geri getirebilmek için elinizden geleni yapmalısınız. Hatta fazlasını yapmak için kendinizi, sınırlarınızı, potansiyelinizi zorlamalısınız. Geri getirebilir misiniz? Çok zor. Fakat yeniden inşa etmekten başka bir yolunuz yok. Unutmamalısınız ki eskisinden daha iyi olmayacak, üzgünüm.
01.55
04.10.2013
Çağdaş Şahinoğlu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder